Yarın neden en yakın Profesyönel Dövme Stüdyosuna gitmeliyim?

Makale: Yarın neden en yakın Profesyönel Dövme Stüdyosuna gitmeliyim?

Yarın neden en yakın Profesyönel Dövme Stüdyosuna gitmeliyim?

YARIN NEDEN EN YAKIN PROFESYÖNEL DÖVME STÜDYOSUNA GİTMELİYİM?

Önce varoluşumuza bakalım,

Bizler doğaya kendi iradelerimiz dışında taşınmış fanileriz. Hayattaki varlığımız kendi irademizle gerçekleşmedi. Başkalarının(anne-baba) hayallerinin, arzularının, bir anlık şehvetlerin bilinçli ya da kazayla oluşmuş mahsulleriyiz. Cinsiyetlerimiz ve renk farklılıklarımız dışında her hangi farklı bir özelliğe sahip olmadan bu alemin içine kısa bir bekleme süresi sonrası bırakılırız. Sonra içine düştüğümüz aile, çevre, tarih, doğa ailemizin mensup olduğu din, gittiğimiz okul, öğretmenimizin karakteri, devleti varoluş biçimi, aklımızın, kalbimizin, ruhumuzun, hissedişimizin her bir düzeyini belirler. Geçen her saat, gün, ay, yıl hem doğayı hem de kendimizi tanımamıza, öğrenmemize neden olacak yüzlerce ders, deneyim içerir. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, yalan-gerçek vb tüm ikilikler karşısındaki tutumlarımız hayata dair deneyimimiz ve o ana kadarki bilinç gelişkinlerimizin düzeyi ile alakalı olarak hep değişir.

Sonra Kalbimize, Ruhumuza, Bilincimize, Bedenimize Bakalım

Kalplerimizin, ruhlarımızın bir derinliğe ulaşması, aklımızın tahayyül gücünü sınırsız-sonsuz bir merhaleye taşıması her birimizin kendi olmak adına cesaretle yoğunlaştığı hayat yolculuğunun farkında olarak “ben kimim?” “benim bu dünyadaki varoluşumun manası, kıymeti ne?” “Neden, Kimin için Varım” “aklım, ruhumun, bilincim, bedenim kimin, ve ben onlara ne kadar yön verebiliyorum, belirleyebiliyorum?” gibi çoğalta bileceğimiz sorulara lafı dolandırmadan, ‘kıvırmadan’ ‘topu taca atmadan’ harbice-samimi yanıtlar verebiliyorsak o zaman kendi yapıp ettiklerimizin sorumluluğunu taşıyabiliyoruz demektir. Şayet yanıtımız olumsuz ise o zaman aynadaki aksimiz de bir sorun olmalı. Aynayı kırmayı ima etmemek lazım o zaman. Aynaya ihtiyaç duymayan bir sadeliğe ermek için zahmetli-zorlu kulaçlar mı atmalıyız?. Yoksa aynayı etrafın gözünü kamaştırarak kendimizi gizlemek için mi kullanmalıyız?

Dünyaya, doğaya, tarihe, hayata, olup biten her şeye dair kendi yorumlarımızı yapmaya başladığımız an kendimiz olmaya adım atmış oluruz. Bedenimiz, ruhumuz, kalbimiz başka türlü akmaya başlar. Karşı cinse dair ilgimiz farklılaşır. Karmaşık hale gelir. Ruh dünyamız genişler, griftleşir, derinleşir, kendimizde anlaşılmaz yanlar keşfetmeye başlarız. Kalbimizin ritmi değişir olup biten her şey karşısında. Bi tuhaf oluruz. Yüreğimiz isyanlar fısıldar bilincimize, bazen miskinleşiriz, bazen bağlasalar tutulamaz hale geliriz. Doğaya keşifçi gözlerle bakmaya başlarız, ilişkilerimiz yetmemeye başlar, başka dünyalara, çevrelere akmanın yollarını aramaya başlarız. Heyecansız, pısırık, mızmız, sümsük olan şeyler ruhumuzu boğar ve bu hallerden mümkün mertebe uzak olmayı yeğleriz. Aklımızı, ruhumuzu, kalbimizi derdini dindirecek şeyler bulmak zorda olsa mümkün. Aklın, ruhun, kalbin bir dili vardır. Bu dilleri daha kolay öğrenebiliriz, tecrübe edebiliriz. Peki ya bedeninin Dili?

BEDENİMİZİN DİLİ, BEDENİN KENDİNİ İFADE EDİŞİ OLARAK DÖVME SANATI

“Sanat pis bir iştir, ama birileri çıkıp bunu yapmak zorunda”

Dans, imkansızı mümkün kılan gerçeğin yansımasıysa dövme sanatı da mümküne vurgu yapılan olan her düzlemde imkansız olanı yakalayan bir hayal ve yaşam gücüdür.

İçinde olduğumuz yüzyılda artık bedenin değişik teknolojik müdahalelerle değiştirildiği “estetize” edildiği bir durumla karşı karşıyayız. Mekanik, biyolojik, genetik düzeyde olan dönüşümlerdir söz konusu olan. Hayatın bir gösteri alanına gösterinin de hayat olarak öne çıkartıldığı bir anın içindeyiz. Derler ki “eğer bir insan hayatını anlamak ve iyi yaşamak istiyorsa, kendisi bizzat bedeniyle ilgilenmelidir,” Bedenin anlam bilimi, bedensel imgeler, bedensel yaşamın önemi idrakini hafifseyerek varoşlumuzu anlamlandıramayız. Çünkü bir toplum, bedenlerimizin sürekli ve düzenli olarak yeniden üretimi ve onların sosyal mekânlara dağılımı olmaksızın yaşayamaz.

Beden her tarihsel dönemeçte iktidarların hegemoni altına aldığı, araçsallaştırdığı bir göstergedir ve belki de günümüzdeki kimi karşı çıkışlara kadar, iktidarın yönettiği bir alan olmak dışına çıkamamıştır. Bedenin değişmez değildir, tersine, tarih, toplumsallık ve ideolojiler bağlamında dönüşür.Bedeni, iktidar alanının dışına taşıyan edebi bir türdür Dövme Sanatı Tattoo..Zira dövme sanatının büyüsüne kapılan, yerleşen beden imgesinde, insan varlığının en mutlak sınırları ihlal edilir, tüm hiyerarşi ve kurallar tepetaklak edilir.

“Bedenimiz; Dövme ve piercing'lerle süslemeye, bireyselleştirmeye çalıştığımız içsel evimiz, ruhumuzun gümüşi zırhı... Farabi'nin dediği gibi ruhun manevi olgunlaşmasını sağlayan bir vasıta, belki de M. Kundera'nın yazdığı gibi rastlantısal ve kişisel olmayan bir şey; insanın ruhunu dışarı yansıtan ayna... Deleuze'e göreyse her zaman şimdiki-ân'da varolan bir yapı; bir tür oluş felsefesinin aracı ve kuşkusuz binlerce kez fethedilse dahi hâlâ bakir bir keşif alanı, pek çok romanın başkahramanı; Gogol'ün ünlü 'Burun' öyküsünden bu yana...”

Dövme Sanatı, hayatta düz çizgilerle bakmak yerine yamuk bakmayı, otoyollara tutkun olmak yerine patikalardan dolananların, dalgasız bir deniz düşleyenlere inat denize bir sörfçü gözüyle bakmayı bilenlerin , sıkıcı takım elbiseler ve gece kostümleri yerine rock’ın, rap’in caz’ın pop’un bedene asi ve asilce hareketlerle taşıdığı giyme biçimlerini tercih edenlerin, sıkıcı vaazlar, tv dizilerine mahkum olmak yerine romanın, şiirin, sinemanın arayışçı-doyurucu evrenine dalanların, büyük sözü dinlemek yerine kendi sözünü yaratmaya emek edenlerin, kısacası undergrand’dır. Yanın yerin altına aittir. Oradan fışkırır. Doğayı ve hayatı besleyen her şey gibi.

Dövme sözcüğünün kötü çağrışımına aldanmayalım. Evet tene dokunan, nakşedilen her hikaye acıtır. Tıpkı tenimize değmeden yakıp kavuran, acı doğuran her hikaye gibi. Ancak dövmenin taşıdığı sızı, acıyla tanımlanmaktan çok bedendeki bir yaratımın hayatımızda yol açacağı ayırt ediciliğine bir an önce kavuşabilmenin sabırsızlığının taşıdığı hissi bir durumdur. Çocukluk çağlarında tenimize değen ilk iğne, ilk aşının şirin korkusuyla kıyaslanır dövmeci iğnesinin etimizle teması. . Tende gizil olanı açık kılan, tendeki sırrın etrafındaki ilgiyi köpürten marifetleri aynı anda yansıtabilme kabiliyetine sahiptir. İnsan bedeninin her yanını tuvale dönüştürür dövmeci.

Şimdi nesin sen. Elini yüzüne dayayıp düşünüşün işi kolaylaştırmıyor. Kendini inceleyip durman şayet narsist değilsen içindeki tanımsız tarihsiz huzursuzluğu dindiremez.. Hayat her birimizi yaralar. Ruhumuzda, kalbimizde, bilincimizde onarılmaz yaralar taşırız. Çoğu kez gizleriz yaralarımızı. Bazen insan yaralarını gösterir birbirine. Ve öyle anlatır meramını, kelamını. Yarayla buluşur ötekiyle. Bazen yaralar örtüşür. Örtüşme ruhtaki, kalpteki, tendeki yaranın konuşmaya durmasıdır. Kendini anlaşılır kılmasıdır. Her yara doğal bir dövmedir. Ruhta, tende, kalpte fark etmez. Ondaki her izin, noktanın, kıvrımın oluş öncesindeki ruhsal birikimimize ve oluş anındaki askıdalığımıza ve sonraki kekemeliklerimize dair açıklayıcı yanları, yönleri, özellikleri vardır. Dövmeci aslında sizin kalbinizin, ruhunuzun dile gelişlerini sizin adınıza resmeden, resmi teninizin hareketine uyduran bir kopyacıdır. Bir tür simyacıdır dövmecidir. Fazlası değil. Onun dehası iğnesini ruhunun titreşimini yakalayarak onun izini ve yönlendiriciliğini harfiyen yerine getirebilmesindedir.

Copyright © 2007 - 2010 Tattoo Dragos, Tüm hakları saklıdır.
Sitede yer verilen dış kaynaklı galeri fotoğraflarının hakları yayıncılarına aittir.

Programlama & Dizayn: E-Yazilim
Sayfa yükleme: 0.0990 saniye.

Webservis